Bu blogu hastane odasında doğum yapmak üzere olan eşimin yanıbaşında otururken yazıyorum. Amerika’nın bir köşesinde, ailemizden ve arkadaşlarımızdan uzaktayız. Birbirimize yetmeye ve birbirimizin herşeyi olmaya çalışıyoruz. Eşimin çektiği fiziki acı kadar benim de ruhum acıyor. O kadınlığın en kutsal ve en zorlu vazifesini yerine getiriyor, yine anne oluyor. Bense acısını hissetmeye çalışıp dua ediyorum.

İki yaşında bir kızımız var, adı Sade. Şimdi de bir oğlumuz oluyor, adı Şems.

Amerika’ya 2 kişi geldik, şimdi 4 oluyoruz. Gurbette ne yaşıyorsanız daha yoğun hissediyorsunuz. Sevinmeniz gereken şeyler bile hüzünlendirebiliyor sizi. Birşeyler hep eksik kalıyor sanki. Çocuğunuz olmasına hem sevinip, hemde sevdikleriniz bu mutluluğunuza ortak olamadığı için üzülüyorsunuz. Elinde çikolatalarla hastanede ziyaretinize gelen olmuyor öyle. Hemşireler ‘hayırlı olsun’ bile diyemiyor, sanırım Türkçe bilmedikleri için. Amerikan filmlerinde gördüğümüz o samimiyetsiz gülüşlerini atıp kongraculeyşıns tarzı telaffuz edemediğimiz şeyler söylüyorlar.

Değişik duygular içindeyiz. Mesela çocuklarımız Amerikan vatandaşı oluyor diye seviniyoruz. Birçok konuda avantajlı olacaklarını düşünüp bir nebze rahatlıyoruz. Öte yandan vereceğimiz ismi kesin yanlış telaffuz edecekler diye kara kara düşünüyoruz. Aynı dertten muzdarip olanlar olmuş olacak ki farklı yazmayı akıl etmişler. Oğlumuzun adı Şems ama biz Shams diye yazdıracağız. Böylece Türkçe dahi bilmeyen bu cahil millet onu Şems diye okuyabilecek. Çok cahil bu Amerikalılar, çook!

Oğlum, sana da iki çift lafım var. Öncelikle anne hakkı ödenmez derler ya, gerçekten ödenmez. Annene daha doğarken çektirdiklerini bir ömür onun ayaklarına kapanarak geçirsen ödeyemezsin. Kadıncağız şimdi bu yorgun haliyle gece gündüz uyumadan sana bakacak. Birkaç yıl rahat görmeyecek. Tabii ben de ona yardımcı olacağım, beni de unutma. Benim de hakkımı ödeyemezsin dipnot olarak söylemiş olayım.

Az önce annenle hastane koridorunda yürüyüş yaparken sana kızıp doğduğunda sana ‘eşşoğlusu’ diye sesleneceğini söyledim de annen kızdı, çocuğuma öyle şeyler söyleme diye. O acıyı bana yaşatsan muhtemelen daha ağır laflar ederdim. Annenin kıymetini bilesin.

Birazdan doğup kedi yavruları gibi viyaklayacaksın. Ne gözün görür, ne ağzın kaşık tutar. Annenin şefkatine sarılıp uyuyacaksın. Biz de hayran hayran sana bakacağız 24 saat. Bu çirkinliği nasıl bu kadar güzel görüyoruz diye kendimize de şaşıracağız hatta. Ablandan biliyoruz oğlum!

Ablan demişken, onu da evde babaannene bıraktık. Şuan ablan 23 aylık ve o da senin gibi bir yengeç burcu. Sen, ben, ablan yengeç burcuyuz oğlum. Annen başak. Ben tek başıma annene bu kadar çektirdiğim yetmezmiş gibi birden 3 yengeç oluyoruz. Allah annene sabır versin oğlum.

Ablan da ilk defa senin yüzünden bizden ayrı gece uyumak zorunda kaldı. Ablanın da hakkını ödeyemezsin. Gece yarısı uyumadığı için eve gidip arabayla gezdirerek uyuttum ablanı. Sabah uyandığında ilk defa yanında bizi göremedi. Görsen öyle tatlı bi ablan var ki, anlatamam. Git videolarını izle zaten, anlatmaya gerek yok. Şuraya bi fotoğrafını bırakayım hadi. Belki sizin zamanınızda video oynatacak teknoloji kalmaz, neme lazım. Ama aklında olsun, VLC Player tüm videoları açar. Şuradan indirebilirsin yavrum.

Normalde daha yazardım ama annene moral vermem lazım. Birlikte geçireceğimiz güzel zamanları iple çekiyoruz oğlum. Seni görmeden seviyoruz, bi de gelsen neler olacak kim bilir.

Leave a comment