Eğitimde bütün dünyada bir şaşkınlık hakim. Yeni çağa ayak uydurmayı sadece çocukların eline tablet vermekten ibaret zanneden eski nesiller, bu sayede eksikliklerini kapatabileceklerini zannediyorlar. Sadece bizim ülkemizde değil, bu durum dünyanın hemen her yerinde aynı durumda. Eğitim sistemleri ne kadar çürümüş durumda olsa da, kimse kökten değişikliklere cesaret edemiyor.

Küçük yaşlardaki çocuklar bile öğrendikleri şeylerin hayatlarında ne işe yarayacağını sorguluyorken, koca koca insanlar gelecek nesiller için bunu yap(a)mıyor. Dansçı olmak isteyen çocuğa 16-17 yaşında biyoloji dayatmayı nasıl açıklayabilirsiniz? Sadece bununla da kalınmayıp dansla ilgili hiçbir şey verememeyi kimse açıklayamaz.

Müfredat dediğimiz şey hayat kurtarıcı da olabilir, hayat söndürücü de. Eğer aldığınız zorunlu müfredat karakterinize, zevklerinize ve kabiliyetlerinize ters ise, eğitim almanın kendisinden soğursunuz. Aynı şey kitap okumak, film izlemek, iş hayatı vb. birçok alanda da geçerli. Sevdiğiniz türden kitapları okumuyorsanız kitap okumayı sevmediğinizi zannedersiniz. Sevmediğiniz türden filmlere maruz kalıyorsanız sinemanın kendisinden soğursunuz. Keyif almadığınız bir işte çalışıyorsanız çalışmanın kendisi size zül gelir.

Müfredat bu anlamda en kritik olan başlık. Çünkü kendinizi savunabilecek bir mekanizma henüz geliştirmemiş oluyorsunuz. Ebeveynleriniz sizi koruyabilecek seviyede değilse, onlar da razı geliyor mevcut duruma ve siz sistemin size dayattığı ne kadar gereksiz müfredat içeriği varsa körpecik beyninizi onunla dolduruyorsunuz.

Halbuki hayatın her saniyesi çok değerli. Çocuklarımızın bugün harcadığı her saniye, dünyanın geleceğiyle ilgili birer ilmek gibi. 40–50 yıl sonra halâ yaşıyor olup o günün dünyasından memnun olmayacaksak, bugün çocuklara verdiğimiz müfredatın bunun üzerinde çok büyük etkisi olacak.

Örneğin şu dersler ilköğretimle başlamalı diye düşünüyorum;

  • Empati
  • Sosyal Birliktelik
  • Sosyal Sorumluluk
  • Bilinçli Tüketim
  • İş Bilinci
  • Cinsel Bilinç
  • Kariyer
  • Proje Yönetimi
  • İnsan Hakları vb.
  • Doğa Bilinci
  • İnternet
  • Kişisel Bakım
  • Sağlıklı Yaşam
  • Sağlıklı Beslenme

Bunun gibi hayat boyu lazım olacak ve hayatı daha başından doğru kurgulamaya yardımcı olacak birçok ders düşünülebilir. Bunlar çocukların yaşlarına göre farklı seviyelerde anlatılabilir. Ama mutlaka bu tür derslerin artık müfredatta olması gerektiğini düşünüyorum.

Kendi çocuğum için de bu yönde eğitim veren kurumlar arayışına girmeyi düşünüyorum yaşı geldiğinde. Bulamazsam, bu alanlarda uzmanlığı olan insanları bulup özel ders verdirebilirim. Son çare olarak bu konularda müfredatı kendim hazırlayıp ev okulu (homeschooling) yaparak kendim eğitim vermeyi düşünüyorum. Fakat bunu çocuğumu karşıma alıp konuştum havasında değil, devamlı bir ders niteliğinde işlemek gerekiyor. Her ders için internette faydalı içerikler bulunabilir, birlikte araştırmalar yapılabilir, konu üzerine birlikte yazılar yazılıp kritik edilebilir.

Tüm bunların profesyonel eğitimciler tarafından bir müfredat olarak hazırlanıp sistem içinde verilmesi en doğrusu. Bunu yapacak cesur eğitimcileri ise dört gözle bekliyoruz.

Girişimcilere Not: Bu yönde kurslar açılabilir. Eminim birçok ebeveyn bunun gerekli olduğunu düşünecektir. Öğretmenlerinin psikolog, sosyolog, dansçı, tasarımcı vs olduğu böyle bir kurs mutlaka talep görecektir.

Heyecanımızı Aldık

15–16 yaşlarında deliler gibi graffiti çizdiğimi hatırlıyorum. Hatta okul müdürümüz durumdan haberdar olup okulun duvarına da çizmemi istemişti. 10 metre uzunluğunda bir duvara kış zamanı günlerce derse girmeyip graffiti çizerek okulun adını yazmıştım. Elim yüzüm donuyordu ama zevkle çiziyordum. Benim için unutulmaz bir deneyim iken, başkaları için ‘heyecanını alsın, içinde kalmasın’dı. Eminim o günlerde gerekli eğitimi almaya başlasaydım şuan bir grafik tasarımcı olurdum. Bunun yerine siyaset bilimi okudum. Hiç sevmedim ve o yönde hiçbir kariyer de yapmadım. Şimdi 32 yaşında halâ tasarım öğrenmeye çalışıyorum ama bir türlü olmuyor. Bir yandan geçim mücadelesi verirken bir yandan da kendini eğitmeye vakit ayırmak çok zor. Ağaç yaş iken doğru eğitimi vermek lazımmış.

Sevgiler Sema Hocam

Lisedeyken yazmaya mecbur olmadığım şeyler yazmaya başladım. Yazılar ve şiirler yazıyordum. Hiç takdir eden olmuyordu ama yazıyordum. Lise 2’de öğrenciyken edebiyat öğretmenimiz Sema hanım okul için yıllık dergi çıkaracaklarını ve varsa yazanların yazılarını-şiirlerini iletmesini istemişti. Sanırım sadece ben yazı ve şiir paylaşmış olmalıyım ki, dergide 2 tam sayfa yazım ve şiirlerim çıkmıştı. Hocamız sağolsun bir de yazar pozisyonda bir fotoğrafımı çekip o sayfalara koymuştu. Hayatım boyunca yazmak üzerine aldığım tek teşvik o kaldı aklımda. Elif Şafak’ın yazmaya, annesinin kendisine çok çok küçük yaşlarda günlük yazması için defter vermesiyle başladığını düşününce, acaba ben de bi yazar olabilir miydim, kitaplar yazabilir miydim yeteri kadar destek görseydim diye düşünmeden edemiyorum. Dipnot: Elif Şafak’ın kendisi yazmanın bir kabiliyet olmadığını, yeteri kadar yazmakla yazar olunabilecek seviyeye gelindiğini söylüyor.

Bilkent’te Edebiyat Profesörü Olmuş Ama

Bilkent Üniversitesinde siyaset bilimi okudum. Hani şu Türkiye’nin en iyi üniversiteleri arasında sayılan Bilkent’te. Bana sorarsanız Türkiye’nin en iyilerinden olması hiçbir anlam ifade etmiyor. Zira birçok kötünün arasında daha az kötü olmaktan başka birşey değil. Neyse! Üniversitenin ilk yılı zorunlu edebiyat dersi vardı. Aldığımız tek Türkçe ders Edebiyat dersiydi. Çok değerli profesörümüz her hafta bir yere gezi düzenleyip, sonraki hafta o gezide gördüklerimizi yazmamızı istiyordu. Bir hafta İstanbul Sarayburnu’na gidilmişti ve ben gidemedim. Ödev de mecburi ya, internetten Sarayburnu’nun bir resmini açtım karşıma ve yazmaya başladım. Bir süre sonra hocamız beni odasına çağırdı ve bana şu soruyu sordu: ¨Bunu sen mi yazdın?¨ Evet hocam, dedim. Kağıdı verdi, başka birşey demedi ve çıktım. Kağıda 100 puan vermişti ve benim yazdığıma inanmamıştı. Bunu yapan kişi, Türkiye’nin en iyi (!) üniversitelerinden birinde edebiyat profesörüydü. Bu da eğitim seviyemizin nerede olduğuna dair güzel bir gösterge olarak burada kalsın.

Hakkını yemeyeyim, bazı öğrenci arkadaşlar bir edebiyat kulübü kurmuştu üniversitede ve üniversite çapında şiir yarışması düzenlemişlerdi. Üç yıl arka arkaya ilk üçe girip kitap çekleri almış, o çeklerle kendi kütüphanemi oluşturmuştum. Bu da yazmak üzerine aldığım en iyi teşvikti ve bu teşviği yapan da yine biz öğrencilerdik. Biz uyanmıştık, büyükler uyuyordu.


Also published on Medium.