Ne kadar evcimen bir insan olsam da hayat beni seyahatlere mecbur etti yıllarca. Manisa’da doğdum. Üniversiteyi Ankara’da okudum. Ardından İstanbul’da işe başladım. İzmir’e atandım ve bir süre de orada yaşadım. Tekrar İstanbul’a taşındım. Oradan da Amerika…

İstanbul’da çalışırken işim gereği hemen her haftayı farklı bir şehirde geçirdim. Birçok insana devamlı seyahat etmek çok eğlenceli gelse de, ben hiç sevemedim. Gezdiğin şehirlerde arkadaşsız, ailesiz ve evsiz olmak bana hep ağır geldi. Sonunda iş değiştirip yerleşik düzene geçtim diyordum ki ülke değiştirme durumu doğdu

Türkiye’de gezmediğim az şehir kaldı. Gittiğim şehirlerde hep yalnız olduğum için etrafta aylak aylak gezip düşünmeye vaktim oldu. Her şehirde düşündüğüm ve sorguladığım birşey vardı: Bu şehirde yaşayıp bu şehirde ölmek ister miyim?

İnsanların hayatlarını olduğu gibi kabul edip sorgulamadan yaşamaları bana hep ilginç geldi. Yaşadıkları şehri kabul edip orada ölene kadar yaşayacak olmalarını hiç sorgulamamaları iyi birşey mi yoksa kötü birşey mi hiç anlayamadım. O kabulleniş bana hep hüzün verdi. 20 yıl daha o şehirde yaşayıp sonra öleceğini bilen insanlar güruhunun kabullenişi…

Yaşayabileceğim çok şehir gördüm ama içinde öleceğim şehri bulamadım henüz. Hiçbir şehri kabullenemedim ölmek için. Hiç kabullenemedim ölmeyi.


Also published on Medium.